Yahya Kemal Beyatlı’nın “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” isimli şiiri, Osmanlı Devleti’nin muhteşem geçmişiyle günümüzü bağdaştıran, mimari ve tarihî öğeleri derin bir tinsel duyguyla işleyen epik bir eserdir. Ozan, Süleymaniye Camii’nde yaşamış olduğu bayram sabahını tasvir eder iken, cami eşliğinde milletin tarihî zaferlerini, kahramanlıklarını ve tinsel bütünlüğünü öne çıkarır. Şiir, hem bir milletin hafızasında derin izler bırakmış tarihî vakalara göndermeler yapar hatta bu olayların milletin günümüz ruhuna tesirini gözler önüne serer.
Bu yazımız, şiiri ayrıntılı bir halde ele alırken, Yahya Kemal’in şiirsel üslubunu, tarihsel bağlamını ve şiirin ana temalarını derinlemesine açıklayacaktır.
Bu Metnin İçindeki Başlıklar:
Şiir, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılış sürecinden anında sonrasında yazılmış, yalnız şairin Osmanlı Devleti’ne olan özlemini ve saygısını yansıtan bir yapıt olarak ilgi çeker. Osmanlı’nın çöküşüyle eş güdümlü Türk milletinin tarihî zaferlerine, büyük devlet adamlarına, kahraman askerlerine ve kültürel mirasına duyulan hasret, Yahya Kemal’in şiirlerinde dikkat çekici bir tema durumuna gelir. “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” da bu nostaljinin bir yansımasıdır. Süleymaniye Camii, Kanuni Sultan Süleyman doğrultusundan Mimar Sinan’a yaptırılmış, Osmanlı İmparatorluğu’nun doruk döneminde inşa edilen ve hem mimari hatta dini yönden bir başyapıt olarak sayılan bir yapıdır. Yahya Kemal, bu camiyi Osmanlı’nın enerjisini, ihtişamını ve milletin tinsel değerlerini temsil eden bir simge olarak ele alır.
Şiirin yazıldığı dönemde Türkiye Cumhuriyeti yeni kurulmuş, Osmanlı Devleti tarih sahnesinden çekilmişti. Bu bağlamda ozan, Süleymaniye Camii’nde yaşamış olduğu bayram sabahını tasvir eder iken, bir milletin geçmişine duyduğu hasret ve geleceğe olan umudu iç içe işler. Osmanlı’nın son devresine şahitlik eden Yahya Kemal, şiirlerinde bu devreye dair bir nostalji ve milletin tarihî mirasına olan bağlılığını dile getirir. Bu, “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şiirinde de açıkça görülmektedir. Şairin gözünde Süleymaniye, yalnızca bir mabed değil, bunun yanı sıra milletin ruhunu, tarihini ve inancını birleşen bir mekândır.
Yahya Kemal’in Süleymaniye Camii’ne olan bakışı, caminin mimari özelliklerinden oldukca, taşımış olduğu tinsel mana üstüne kuruludur. Süleymaniye, Osmanlı’nın ihtişamlı geçmişini ve dinî bütünlüğünü sembolize eder. Şiirin anında başlangıcında geride bıraktığımız “Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede / Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye’de” dizeleri, şairin camide yaşamış olduğu tinsel uyanışı ve derin coşkusunu ifade eder. Yahya Kemal, Süleymaniye’yi yalnızca bir yakarma yeri olarak değil, bunun yanı sıra Türk milletinin geçmişte kazanılmış olduğu zaferlerin ve tarihsel başarıların bir yansıması olarak görmektedir.
Camii, bunun yanı sıra Osmanlı mimarisinin zirve noktası olan bir yapı şeklinde de simgesel bir dikkate haizdir. “Tanrının mâbedi her bir doğrultusundan doluyor, / Bu saatlerde Süleymâniye târih oluyor.” dizeleri, Süleymaniye’nin sadece fizyolojik bir yapının ötesinde, tarihî bir anın mekânı durumuna yaklaştığını {belirtir}. Bu dizeler, Süleymaniye’nin Osmanlı Devleti’nin zaferlerle dolu geçmişini temsil {ettiğini} ve milletin tarihiyle tinsel bir bağ kurduğunu gösterir.
Yahya Kemal, Süleymaniye Camii’ni yalnızca bir dini mabed olarak değil, bunun yanı sıra Osmanlı’nın mühendislik ve mimari zaferini temsil eden bir yapı olarak değerlendirir. “Budur öz biçimi hayâl etmiş olduğu mîmârînin” dizesi, bu yapının sadece bir dizayn ürünü olmadığını, bunun yanı sıra bir milletin hayalindeki mükemmeliyetin somut bir yansıması bulunduğunu {belirtir}. Mimar Sinan, Osmanlı’nın hem mimari hatta kültürel enerjisini temsil eden bir figürdür ve bu bağlamda Süleymaniye Camii, Osmanlı mimarisinin doruk noktası olarak kabul edilir. Ozan, Mimar Sinan’ın bu eseri ile Allah’ya duyduğu bağlılığı ve milletin tinsel birliğini ölümsüzleştirdiğini vurgular.
Yahya Kemal’in şiirlerinde Osmanlı’nın askerî zaferlerine dair yoğun göndermeler görmek mümkün olabilir. Bu şiirde de İstanbul’un fetih edilmesi şeklinde zaferlerle dolu Osmanlı geçmişine atıflar yapılır. “O seferlerle açılmış nice yerlerdendir” dizesi, Osmanlı ordusunun fethettiği toprakları ve kazanılmış olduğu zaferleri işaret eder. Osmanlı’nın bu zaferlerle İslam aleminde kazanılmış olduğu saygı ve saygınlık, şairin gözünde, milletin tarihî mirasının en mühim unsurlarından bir tanesidir.
Şiirin bir başka ilgi çeken noktası ise şairin zaferlerin yankısını, Süleymaniye’deki bayram sabahında hissettirmesidir. “Kosova’dan, Niğbolu’dan, Varna’dan, İstanbul’dan..” şeklinde başlamış olan mısra, Osmanlı’nın kazanılmış olduğu zaferlerin yankılarını Süleymaniye’de duyuran kuvvetli bir metafor olarak karşımıza çıkar. Ozan, bu zaferlerle milletin tarihî bilincinin oluştuğunu ve Süleymaniye’nin bu bilincin en büyük simgelerinden biri bulunduğunu ifade eder. “Kosova’dan, Niğbolu’dan, Varna’dan, İstanbul’dan” dizeleri, Osmanlı’nın tarihî zaferlerinin birer hatırası olarak şiire derin bir tarihî mana katmaktadır.
Bu bağlamda Süleymaniye, yalnızca bir cami değil, bunun yanı sıra Osmanlı’nın askerî zaferlerinin bir sembolü şeklinde de değerlendirilir. Ozan, zaferlerle elde ettikleri bu toprakların, Osmanlı’nın kuvvetli ordusuyla fethedilen bölgeler bulunduğunu vurgular. “Kosova’dan, Niğbolu’dan, Varna’dan, İstanbul’dan..” dizesi, bu zaferlerin milletin hafızasında yer {ettiğini} ve bu hafızanın Süleymaniye Camii şeklinde büyük yapılarla yaşatıldığını {belirtir}.
Yahya Kemal, milletin birliğini ve dinî bütünlüğünü Süleymaniye Camii üstünden dile getirir. Camide toplanan insanoğlu, şairin gözünde milletin bir araya gelişini, birliğini ve beraberliğini temsil eder. “Dili bir, gönlü bir, îmânî bir insan yığını” dizesi, Süleymaniye’de toplanan halkın dil, gönül ve inanç birliği içerisinde bulunduğunu vurgular. Yahya Kemal’in şiirlerinde sıkça vurguladığı bu beraberlik, milletin tarihî ve tinsel gücünün deposudur. Süleymaniye’deki bayram sabahı, yalnızca dini bir tebrik değil, bunun yanı sıra milletin bir araya gelmiş olduğu, zaferlerle dolu geçmişini anmış olduğu ve geleceğe umutla bakmış olduğu bir andır.
Şiirin esasında yatan ana hislerden biri, milletin tinsel birlikteliğidir. Bayram sabahı, milletin bir araya gelmiş olduğu, tek bir ses bulunduğu ve aynı inanç çevresinde toplandığı bir andır. Ozan, Süleymaniye’de toplanan insanları “Nice bin dalgalı tekbir oluyor tek bir ses” ifadesiyle betimleyerek, bu birlikteliği birliğin simgesi olarak verir. Her bireyin bir ağızdan tekbir getirmesi, yalnızca dini bir dinsel tören değil, bunun yanı sıra tarihî bir farkındalık anıdır. Şiirde, milletin zaferlerle dolu geçmişine duyduğu saygı ve bağlılık, bu tinsel anın merkezindedir.
Yahya Kemal’in şiirlerinde sıkça vurguladığı bir başka tema, geçmişle bugünü bir araya getirme çabasıdır. “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” da bu temayı {barındıran} kuvvetli bir eserdir. Ozan, Osmanlı’nın zaferlerle dolu geçmişini hatırlarken, günümüz milletin bu zaferlerin mirasını taşıdığına ve yaşattığına inanır. “Yaşayanlarla birlikte tespit edilen ervâhı” dizesi, bu işlemiş ve bugün arasındaki tinsel bağları öne çıkarır. Yahya Kemal, Süleymaniye’de sadece yaşayanların değil, bunun yanı sıra geçmişteki kahramanların ve zaferlerin de bulunduğunu hissetmektedir.
Şairin gözünde, bu zaferlerin ruhu, günümüz milletin içerisinde hala yaşamaktadır. Süleymaniye’nin gök kubbesi altında toplanan halk, sadece dini bir ritüeli yerine getirmekle kalmaz, bunun yanı sıra milletin tarihî mirasına sahiplenir. Bu miras, Osmanlı’nın zaferleriyle şekillenen bir mirastır ve Yahya Kemal, milletin bu mirası yaşattığını ve bu zaferlerin ruhunun hala diri bulunduğunu {belirtir}.
Yahya Kemal, şiirlerinde oldukça varlıklı bir dil kullanır ve Osmanlı Türkçesi’nden yoğun bir halde yararlanır. “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” da bu yönden ele alındığında, şairin dil ve üslup yönünden ne kadar kuvvetli bulunduğu görülür. Osmanlıca kelimeler, süslü ifade ve derin imgelerle bezenmiş bu şiir, hem tarihî bir ifade verir hatta okuyucuya derin bir tinsel his {verir}. Yahya Kemal’in dili, okuyucuyu geçmişle bugünü birleştiren bir yolculuğa çıkarır.
Şairin dili, şiirsel imgelerle doludur. “Tozlu vakit perdesi” şeklinde ifadelerle, sürenin geçmiş olmasına ve tarihin derinliklerine vurgu yapılır. “Yüce mâbed” ifadesi, Süleymaniye’nin büyüklüğünü ve ihtişamını yansıtan bir simgedir. Yahya Kemal, böyle imgelerle okuyucuyu Osmanlı’nın zaferlerle dolu geçmişine götürürken, bunun yanı sıra günümüz milletin tinsel enerjisini de hissettirir.
Tarihî hadiseleri bilmeyen bir okuyucu, şiirin ana duygusunu tam manasıyla kavrayamayabilir. Şiirde geride bıraktığımız Malazgirt, Mohaç, Kosova, İstanbul’un fetih edilmesi şeklinde zaferlerin tarihî önemi, şiirin esas unsurlarından bir tanesidir ve bu hadiseler şiirin ana ilişkisini derinleştiren nedenler olarak öne çıkar. Bu zaferler, Yahya Kemal’in milletin tarihî gücüne olan inancını ve saygısını yansıtır.
Şayet okuyucu bu tarihî hadiseleri bilmiyorsa, şairin bu zaferlerle olan duygusal bağını ve milletin geçmişine olan saygısını tam anlamıyla anlayamayabilir. Yalnız, Yahya Kemal’in kuvvetli şiir dili, okuyucunun tarihî hadiseleri bilmeden de şiirin {genel} atmosferini ve tinsel derinliğini {hissetmesine} imkân tanır. Şiirin dili ve imgeleri, milletin birliği, zaferlerle dolu geçmişi ve tinsel kuvveti şeklinde temaları kuvvetli bir halde vurgular. Bu nedenden dolayı, tarihî olayların tam manasıyla bilinmesi şiirin derinliğini anlamak yönünden mühim olsa da, şiirin ana duygusu, tinsel birlik ve milletin zaferlerle dolu geçmişine duyulan saygı, {genel} olarak hissedilebilir.
Böylelikle, “Süleymaniye’de Bayram Sabahı”, Yahya Kemal Beyatlı’nın en mühim şiirlerinden biri olup, Osmanlı İmparatorluğu’nun zaferlerle dolu geçmişini, milletin tinsel birliğini ve Süleymaniye Camii’nin tarihî ve kültürel önemini işleyen derinlikli bir eserdir. Şiir, tarihî hadiseleri ve zaferleri bilmeyen bir okuyucu amacıyla bile tinsel bir tesir yaratabilir, yalnız bu tarihî olayların bilincinde olan bir okuyucu, şiirin derin anlamını oldukca daha kuvvetli bir halde hissedebilir.
Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede
Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye’de
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında tüm halkı, tüm memleketi
Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu vakit perdesi her an aradan.
Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir,
Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir.
Bir geliş var!.. Ne kutsal, ne garib evren bu!..
Hava boydan boya binlerce hayaletle dolu…
Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;
O seferlerle açılmış nice yerlerdendir.
Bu sukünette karıştıkca karanlıkla ışık
Yürüyor, durmadan, insan ve hayalet karışık;
Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
Giriyor, birbiri ardınca, tanrısal yapıya.
Tanrının mabedi her bir doğrultusundan doluyor,
Bu saatlerde Süleymaniye tarih oluyor.
Ordu-milletlerin en fazlaca döğüşen, en sarpı
Adamış sevilmiş olduğu Tanrı’ına bir bu tür yapı.
En güzel mabedi olsun diye en son dinin
Budur öz biçimi hayal etmiş olduğu mimarının.
Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,
Seçmiş İstanbul’un ufkunda bu kudsi tepeyi;
Taşımış harcını gazileri, serdarıyle,
Taşı yenmiş nice bin işcisi, mimarıyle.
Hür ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne,
Uhrevi bir kapı açmiş buradan gökyüzüne,
Taa ki geçsin öncesiz rahmete ruh orduları..
Bir neferdir bu zafer mabedinin mimari.
Yüce mabed! Seni yalnız bu sabah anlıyorum;
Ben de bir varisin olmakla bügün mağrurum;
Bir vakit hendeseden abide zannettimdi;
Kubben altında bu cumhura bakarken şimdi,
Senelerden beri ru’yada görüp özlediğim
Cedlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim.
Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını
Görüyor varliğının bir yere toplandığını;
Büyük Tanrı’ı anarken bir ağızdan hepimiz
Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses;
Artan bir nakaratın büyüyen velvelesi,
Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!
Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri
Dinliyor vecd ile yeniden alınan Tekbir’i
Ne kadar saf idi siması bu mu’min neferin!
Kimdi? Banisi mi, mimarı mı ulvi eserin?
Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,
Yüzü dünyada yiğit yüzlerinin en güzeli,
Oldukça büyük bir iş görmekle yorulmuş belli;
Hem büyük yurdu kuran hem sakınan kudretimiz
Her vakit varlığımız, hem kanımız hem etimiz;
Vatanın hem yaşıyan varisi hem sahibi o,
Görünür halka bu zamanlarda teselli şeklinde o,
Hem bu toprakta bugün, bizde {kalan} her kısımda,
Ayrıca oldukça beri kaybettiğimiz yerlerde.
Karşı dağlarda tutuşmus şeklinde gül bahçeleri,
Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.
Gökte top sesleri var, belli, derinden derine;
Bir ihtimal yüzlerce kent sesleniyor birbirine.
Oldukça yakından mı bu sesler, cok uzaklardan mı?
Üsküdar’dan mı? Hisar’dan mı? Kavaklar’dan mı?
Bursa’dan, Konya’dan, İzmir’den, uzaktan uzağa,
Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;
Şimdi her merhaleden, taa Beyazıd’dan, Van’dan,
Aynı top sesleri birbir geliyor her taraftan.
Ne kadar duygulu, engin ve kutsal bu seher!
Bayan adam ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,
Dinliyor hepsi büyük hatıralar rüzgarını,
Çaldıran topları ardınca Mohaç toplarını.
Gökte top sesleri, tek tek, nerelerden geliyor?
Kesinlikle her biri bir diğer zaferden geliyor:
Kosva’dan, Niğbolu’dan, Varna’dan, İstanbul’dan..
Anıyor her biri bir vak’ayı heybetle bu an;
Belgrad’dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar’dan mı?
Son hudutlarda yücelmiş sıra-dağlardan mı?
Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
Barbaros, bir ihtimal, donanmayla seferden geliyor!..
Adalar’dan mı? Tunus’dan mı, Cezayir’den mi?
Hür ufuklarda donanmış iki yüz pare vapur
Yeni doğan aya baktıkları yerden geliyor;
O kutsal gemiler hangi seherden geliyor?
Yüce mabedde karıştım vatanın birliğine.
Oldukça sükür Tanrıya, gördüm, bu saatlerde tekrar
Yaşıyanlarla birlikte tespit edilen ervahı.
Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.
Not: Bu mevzu ile ilgili olarak Osmanlı Devleti’nin Kısa Sürede Büyümesinin Sebepleri başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.
Süleymaniye’de Bayram Sabahı Şiirinin Tarihsel Yönden İncelenmesi
Süleymaniye Camii’nin Manası ve Sembolizmi
Mimar Sinan ve Mimari Zafer
Osmanlı’nın Askerî Zaferleri ve Tarihî Mirası
Milletin Birliği ve Dini Bütünlük
Içsel Birlik ve Bayram Sabahı
Işlemiş ile Bugün Içinde Bir Bağ
Yahya Kemal’in Şiir Dili ve Üslubu
Tarihî Hadiseleri Bilmeyen Bir İnsan, Şiirin Ana Duygusunu Tam Olarak Kavrayabilir mi?
Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede
Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye’de
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında tüm halkı, tüm memleketi
Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu vakit perdesi her an aradan.
Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir,
Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir.
Bir geliş var!.. Ne kutsal, ne garib evren bu!..
Hava boydan boya binlerce hayaletle dolu…
Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;
O seferlerle açılmış nice yerlerdendir.
Bu sukünette karıştıkca karanlıkla ışık
Yürüyor, durmadan, insan ve hayalet karışık;
Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
Giriyor, birbiri ardınca, tanrısal yapıya.
Tanrının mabedi her bir doğrultusundan doluyor,
Bu saatlerde Süleymaniye tarih oluyor.
Ordu-milletlerin en fazlaca döğüşen, en sarpı
Adamış sevilmiş olduğu Tanrı’ına bir bu tür yapı.
En güzel mabedi olsun diye en son dinin
Budur öz biçimi hayal etmiş olduğu mimarının.
Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,
Seçmiş İstanbul’un ufkunda bu kudsi tepeyi;
Taşımış harcını gazileri, serdarıyle,
Taşı yenmiş nice bin işcisi, mimarıyle.
Hür ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne,
Uhrevi bir kapı açmiş buradan gökyüzüne,
Taa ki geçsin öncesiz rahmete ruh orduları..
Bir neferdir bu zafer mabedinin mimari.
Yüce mabed! Seni yalnız bu sabah anlıyorum;
Ben de bir varisin olmakla bügün mağrurum;
Bir vakit hendeseden abide zannettimdi;
Kubben altında bu cumhura bakarken şimdi,
Senelerden beri ru’yada görüp özlediğim
Cedlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim.
Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını
Görüyor varliğının bir yere toplandığını;
Büyük Tanrı’ı anarken bir ağızdan hepimiz
Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses;
Artan bir nakaratın büyüyen velvelesi,
Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!
Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri
Dinliyor vecd ile yeniden alınan Tekbir’i
Ne kadar saf idi siması bu mu’min neferin!
Kimdi? Banisi mi, mimarı mı ulvi eserin?
Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,
Yüzü dünyada yiğit yüzlerinin en güzeli,
Oldukça büyük bir iş görmekle yorulmuş belli;
Hem büyük yurdu kuran hem sakınan kudretimiz
Her vakit varlığımız, hem kanımız hem etimiz;
Vatanın hem yaşıyan varisi hem sahibi o,
Görünür halka bu zamanlarda teselli şeklinde o,
Hem bu toprakta bugün, bizde {kalan} her kısımda,
Ayrıca oldukça beri kaybettiğimiz yerlerde.
Karşı dağlarda tutuşmus şeklinde gül bahçeleri,
Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.
Gökte top sesleri var, belli, derinden derine;
Bir ihtimal yüzlerce kent sesleniyor birbirine.
Oldukça yakından mı bu sesler, cok uzaklardan mı?
Üsküdar’dan mı? Hisar’dan mı? Kavaklar’dan mı?
Bursa’dan, Konya’dan, İzmir’den, uzaktan uzağa,
Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;
Şimdi her merhaleden, taa Beyazıd’dan, Van’dan,
Aynı top sesleri birbir geliyor her taraftan.
Ne kadar duygulu, engin ve kutsal bu seher!
Bayan adam ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,
Dinliyor hepsi büyük hatıralar rüzgarını,
Çaldıran topları ardınca Mohaç toplarını.
Gökte top sesleri, tek tek, nerelerden geliyor?
Kesinlikle her biri bir diğer zaferden geliyor:
Kosva’dan, Niğbolu’dan, Varna’dan, İstanbul’dan..
Anıyor her biri bir vak’ayı heybetle bu an;
Belgrad’dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar’dan mı?
Son hudutlarda yücelmiş sıra-dağlardan mı?
Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
Barbaros, bir ihtimal, donanmayla seferden geliyor!..
Adalar’dan mı? Tunus’dan mı, Cezayir’den mi?
Hür ufuklarda donanmış iki yüz pare vapur
Yeni doğan aya baktıkları yerden geliyor;
O kutsal gemiler hangi seherden geliyor?
Yüce mabedde karıştım vatanın birliğine.
Oldukça sükür Tanrıya, gördüm, bu saatlerde tekrar
Yaşıyanlarla birlikte tespit edilen ervahı.
Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.